siddet evde baslar toplumda buyur


Kadına yönelik şiddet, toplumların en derin yaralarından biridir. Bu sorun, yalnızca bireysel öfke patlamalarıyla açıklanamaz; kültürel kodlara, aile içi ilişkilere ve çocuklukta öğrenilen davranış kalıplarına kadar uzanan köklü bir meseleyle karşı karşıyayız. Her şiddet vakası, aslında geçmişte atılmış görünmez tohumların bugün verdiği acı meyvedir. İşte tam da bu noktada sosyoloji bize, şiddetin bireysel değil toplumsal bir üretim olduğunu hatırlatır.

Ünlü sosyolog Émile Durkheim, “Birey, ancak başkalarıyla olan ilişkileri aracılığıyla kendini bulur” derken, şiddetin kökenine dair güçlü bir ipucu verir.

Çocuklukta görülen şiddet, yetişkinlikte yeniden sahnelenir; çünkü birey, toplumun ona öğrettiği davranış kalıplarını içselleştirerek yaşar. Kadına yönelik şiddet de bu döngünün en yıkıcı sonuçlarından biridir.

Modern çağın düşünürlerinden Zygmunt Bauman, güven duygusunun toplumsal ilişkiler içinde şekillendiğini vurgular: “İnsanın güven duygusu, başkasının ona bakışıyla biçimlenir.”

Çocuğa sevgi yerine korku, güven yerine şiddet öğretilirse; yetişkin olduğunda başvurduğu dil de şiddet olur. Bu, bireyin hatasından çok toplumun mirasıdır.

Pierre Bourdieu ise toplumsal cinsiyet kalıplarının nesiller boyunca aktarıldığını şöyle ifade eder: “Toplum erkekliği iktidar, kadınlığı itaat olarak yeniden üretir.”

Erkek çocuğa “güçlü ol” denirken, kız çocuğa “sus ve sabret” öğütlenirse, bu roller bir kader gibi içselleştirilir. Böylece kadına şiddet, yalnızca bireysel öfkenin değil; kültürel kodların da ürünü haline gelir.

Şimdi asıl soruya gelelim: Çocuklarımızı nasıl yetiştiriyoruz? Evimizin sessiz dersleri, geleceğin şiddetini mi yazıyor yoksa geleceğin sevgisini mi büyütüyor? Eğitim yalnızca bilgi aktarmak değil, değer inşa etmektir. Eğer çocuklara eşitliği, empatiyi ve sevgiyi öğretemezsek; şiddet, toplumun karanlık mirası olarak yaşamaya devam eder.



Peki, Çözüm Nerede?

1. Aile içi eğitim: Çocuklarımıza öfke yerine sabrı, şiddet yerine sevgiyi, üstünlük yerine eşitliği öğretmeliyiz. Aile, ilk okul ve ilk toplumsal kurumdur.

2. Okul müfredatı: Ders kitaplarında ve eğitim programlarında toplumsal cinsiyet eşitliği, empati ve şiddet karşıtı değerler daha görünür hale getirilmeli.

3. Medya dili: Diziler, filmler, haberler ve sosyal medya içerikleri şiddeti normalleştiren değil, şiddeti reddeden bir dil kullanmalı.

4. Hukuki yaptırımlar: Şiddet karşısında cezaların caydırıcı olması kadar, devletin koruyucu mekanizmalarının hızlı ve etkin işlemesi de hayati öneme sahip.

5. Toplumsal farkındalık: Sivil toplum kuruluşları, üniversiteler ve yerel yönetimler; kadına şiddetle mücadelede aktif rol üstlenmeli, eğitim kampanyaları yaygınlaştırılmalı.

Şunu unutmayalım: Şiddeti üreten birey değil, bireyi şekillendiren toplumdur. Ve bu toplum biziz.

“Kendi içine dön ve bak:” Çocuklarına hangi mirası bırakıyorsun, öfkenin gölgesini mi, yoksa sevginin ışığını mı?


Prof. Dr. Kürşat Şahin YILDIRIMER



Lütfen Bekleyin
İHBARDA BULUN