egitimin siyah onlugu

EĞİTİMİN SİYAH ÖNLÜĞÜ

OKULLARDA ŞİDDET VE ADALETİN SESSİZLİĞİ

Son günlerde üst üste yaşanan okul baskınları, artık sadece öğretmenlerimizi değil, en kutsal emanetimiz olan çocuklarımızı da hedef alan birer katliam girişimine dönüşmüştür. Küçük bedenlerin can havliyle pencerelerden atladığı, okul koridorlarının barut kokusu ve feryatlarla dolduğu bir tablo karşısında; Türkiye’nin eğitim sistemindeki güvenlik zafiyetinin ve toplumsal çürümenin de en karanlık vesikası haline gelmiştir.

Failin eylemini gerçekleştirdikten sonra kendi canına kıymasıyla neticelenen bu vakalar, şiddetin ulaştığı boyutu göstermekle kalmıyor; aynı zamanda hukuk sistemimizin "önleyici" fonksiyonlarının da ne denli felç olduğunu da adeta yüzümüze çarpıyor.

NEDEN DURDURAMIYORUZ?

Okullarda filizlenen şiddeti münferit birer "cinnet" vakası olarak nitelemek, buzdağının altındaki devasa hukuksuzluğu görmezden gelmektir. Geçmişte "akran zorbalığı" adı altında masumlaştırılan ve çoğu zaman "çocukluk şakası" denilerek geçiştirilen eylemler, bugün işlenen ağır suçların zeminini oluşturmuştur. O pencerelerden atlayan çocukların travması, sadece birer adli vaka değil, hepimizin ortak utancıdır.

Genç zihinlerin şiddet içerikli oyunlar ve sosyal medyadaki "çeteleşme" kültürüyle kuşatılması, empati duygusunu henüz gelişmeden yok etmektedir. Suça sürüklenen çocukların (SSÇ), yaş küçüklüğü zırhına bürünerek cezadan muaf tutulması veya denetimli serbestlik süreçlerinin sembolik kalması, toplumda "nasıl olsa bir şey olmaz" algısını kemikleştirmektedir.

KİM, NEDEN SUÇLU?

Bir okulda silah patlıyor ve çocuklar pencerelerden aşağı dökülüyorsa, sorumluluk tek bir noktada düğümlenmemelidir. Hukuk tüm sorumluluk zinciri üzerinden hesap sormalıdır.

  • Ceza Hukuku Perspektifi: 12-18 yaş grubundaki failler için öngörülen indirimler, "tasarlanmış katliamlarda" bir sığınak olmamalıdır. Failin intiharı cezai kovuşturmayı sonlandırsa da; bu suça zemin hazırlayan, denetim görevini ihmal eden ve şiddeti besleyen her bir aktörün sorumluluğu baki kalır. ( TCK 31. Madde ve İlliyet Bağı)
  • İdari Sorumluluk: Devlet, her bir evladımızın okulda "can güvenliğini" sağlamakla anayasal olarak mükelleftir. Bir öğrenci okula silahla girebiliyor, çocuklar canını kurtarmak için camdan atlamak zorunda kalıyorsa; burada ağır bir "hizmet kusuru" mevcuttur. Milli Eğitim Bakanlığı, bu zafiyetlerin bedelini en ağır tazminatlarla ve idari yaptırımlarla ödemelidir. (İdarenin Hizmet Kusuru (Anayasa m. 125)
  • Aile Sorumluluğu: Fail bir çocuğun eline silah geçmesi, ailenin denetim yükümlülüğünü ağır şekilde ihlal ettiğinin kanıtıdır. Aile, bu ağır ihmalin hukuki ve maddi sonuçlarıyla yüzleşmelidir. ( Ailenin Gözetim Yükümlülüğü (TMK m. 369)

ÇÖZÜM VE ACİL EYLEM GEREKLİLİĞİ

Acilen "Eğitimde Şiddeti Önleme Yasası" çıkarılmalı; okullarda şiddet eylemleri en ağır "katalog suçlar" arasına alınmalı ve HAGB gibi "cezasızlık" vaat eden tüm yollar bu suçlar için kapatılmalıdır.

Hukuk, sadece suç işlendikten sonra mizan kuran bir terazi değil, suçun işlenmesini engelleyen bir çelik zırh olmalıdır. Okul girişlerinde X-Ray veya dedektör araması artık bir lüks değil, hayati bir zorunluluktur.

Kaybettiğimiz her can, geleceğimizden koparılan bir sayfadır. Adalet mekanizması, okul koridorlarını sokaktaki suç mahallelerinden daha güvenli kılmakla mükelleftir. Okul kapısından silahın girebildiği, çocukların camlardan atlayarak can pazarı yaşadığı bir yerde; eğitimden, kalemden ve kâğıttan bahsetmek artık bir retorikten ibarettir. Adalet mekanizması, okul koridorlarını sokaktaki suç mahallelerinden daha güvenli kılmak için hemen, şimdi harekete geçmelidir.

Av. Merve AYBAR GÜLER


Lütfen Bekleyin
İHBARDA BULUN